Önce 68′ kuşağının Kürt gençlik önderlerinden Zülküf Şahin’in haberini aldık.

Ardından iki değerli tarihçi hocamızın Kemal Işık (Torî) ve İsmail Göldaş’ın da hasta yataklarından hayata veda ettiklerini öğrendik.

Kuzeyde daha az tanınan  Federal Kürdistan parlamentosunda Hewler milletvekili Dr. Sami Şoreş ve Suriye Kürtleri Birlik Partisi’nin genel sekreteri İsmaîl Omer de geçen ay  yaşamlarını yitirdiler.

Her biri ayrı bir değer olan, sert mücadele koşullarına karşı yıllarca gögüs germiş bu yorgun bedenler, yaşama inatla umutla tutunmaya çalışsalar da ölüm onları sonsuz sessizliğine aldı sonunda.

Zülküf Abi dobra dobra konuşan, kalender meşrebi ve rint kişiliğiyle aklımda hep. Lafı hiç evirip çevirmezdi. Güçlü bir yurtsever damarı ve sağlam bir sağduyusu vardı. Ne var ki içki ve sofra tutkusu, onun tüm bu meziyetlerini ve sonunda da bedenini yiyip bitirdi. Yeni kuşakların bilincinde kalabilecek onunla ilgili tek bilgi bir çok Türk Sol’u tarihi kitabı ve anılarında, FKF’nin Dev-Genç’e dönüştüğü son kongresinde Genel Başkan olduğu olabilir. Oysa o, aynı zamanda 70’li yılların aktif bir militanı olduğu gibi, T-KDP’nin, Komal ve Rizgari süreçlerinin de sessiz ve mütevazı bir destekçisiydi. İyi bir hukukçuydu. Tatvan’daki Avukat yazıhanesinde kendisini ziyarete gittiğim her seferinde yaşça ve mevkice benden çok büyük olmasına rağmen gösterdiği tevazuyu unutamam.

O da unutulmasın, nur içinde yatsın diyorum.

Değerli Torî ve İsmail Göldaş, 1990’lı yıllarda boy veren Kürt rönesansında kendilerini Kürt tarihini aydınlatmaya hasreden iki değerli öğretmenimiz, hocalarımızdandılar. 

Sanki işbölümü yapmışlar gibi Torî hoca antik çağ Kürdistan tarihiyle, İsmail Göldaş ise çağdaş Kürdistan tarihiyle ilgiliydiler. Göldaş, Mehmet Bayrak ekolü diyebileceğimiz türde bir arşiv çalışmasına, belge ve döküman toplama işine yoğunlaşmıştı. Torî ise antik tarihin karanlıklarına yönelerek Kürtlerin gerçek izlerini arama peşindeydi. Aynı zamanda Kürtçe dil ve gramer yapısı üzende de çalışıyordu.

12 Eylül yıllarında Avrupa’da mülteci yaşam koşullarında ürünlerini vermeye başlayan Torî’nin ilk eserleri Dengê Komal’da ve Kurdistan Press’te yayınlanmıştı. 90 sonrası Komal’ın ikinci döneminde de kendisiyle yine birlikte çalıştık. Komal’ın yayın kurulunda bulundu ve bazı kitaplarını yayınlayabildik. İstanbul Kürt  Enstitüsü’nünün Tarih Komisyonu’nda da Tori ve Göldaş Hoca ile birlikte görev almış, birkaç oturum çalışmıştık.

İstanbul’dan ayrıldığım 1999 yılında son görüştüğümüzde Tori hocamızın gözleri artık neredeyse görmüyordu.  Göz nurunu Kürt dili ve tarihinin aydınlatılması çabasında harcamıştı. Aydınlığı bol olsun diyorum bu ak saçlı hocamıza.

İsmail Göldaş hoca ile ise en son Berlin’de katıldığı bir Konferans vesilesiyle görüştük. İlk Kürt ulusal örgüt ve kurumlaşmalarıyla ilgili bir çalışmaydı bu. Karşılıklı bulduğumuz bilgi ve belgeleri paylaşmıştık. HADEP’te de çalışmasına rağmen Siyasetçiliğinden bahsetmeyi pek sevmiyordu, Ardından büyük bir felç geçirdiği ve ameliyat olduğunun haberi geldi. Son yıllarını hastalıkla cebelleşerek geçirdi bu aydınlık hocamız da.

…ve

Birkaç gün sdnra bir acı kayıp haberi de Erivan’dan geldi. Kürtlerin yayına devam etmekte direnen en eski gazetesi Rêya Teze’nin son yayın yönetmeni Grîșayê Memê de aramızdan ayrılmıştı.

Grîșayê Memê , 35 yıldır kesintisiz olarak Rêya Teze’de çalışan bir Kürt aydını, bir gazeteciydi.

Kendisiyle 2008 yılı Nisan ayında Erivan ziyareti sırasında tanışma fırsatım oldu.

Erivan’da soykırım anıtını ziyaretten sonra en çok görüp tanımak istediğim iki yer vardı: Birisi çocukluğumda Kürt kültürü ve müziğiyle tek ve canlı bağım olan, bir ana sıcaklığı ve sevgisiyle hatırladığım Dengê Yerewan radyosu; diğeri Kürt dili ve edebiyatını geçmişten geleceğe taşıyan en önemli köprülerden birisi olan 80 yıllık Rêya Teze…

Uzun yıllardır gazetenin şef redaktörlüğünü yapan değerli Amerikê Serdar’ın hastalığı nedeniyle gazetenin yönetimini tümüyle Grişa Memê’ye bırakmıştı. Kendisi de ağır hastaydı, artık uğraşamıyordu, gözleri görmemeye başlamıştı.

Grîșayê Memê  ile bir gün boyunca beraber olduk, sohbet ettik. Bana eskiden basın organlarının topluca bulunduğu 10 katlı binanın en üst katındaki gazete bürosunu gezdirdi. Aralarında Hecîyê Cindî’lerin, Ereb Şemo’ların, Celîl kardeşlerin, Şekroyê Xudo’ların, Qanatê Kurdo’ların bulunduğu dev bir Kürt entellektüel kadrosunun yetiştiği, çalıştığı büroyu, bir zaman tünelinden geçiyormuş gibi huşu içinde gezdim. Bir zamanlar 15 – 20 odasının hepsi dolu ve arı kovanı gibi çalışan Rêya Teze şimdi bakımsızlıktan dökülmeye başlayan iki üç odaya sığınmıştı. Sadece iki çalışanı kalmıştı.

Eskiden haftalık periyotlarla çıkan Rêya Teze uzun zamandır ancak ayda bir, kötü bir baskı ile iki yaprak çıkabiliyordu. Gündemin gerisine düşmüş, yerelleşmişti. Son 30 yıldır Kurmanci alfabe, yazım ve gramer konusunda genel bir konsensus oluşmasına rağmen Rêya Teze’nin bu süreçlerin dışında kalması, bambaşka bir transkripsiyon ve imla kullanılıyor olması da dikkatimi çekti.

Kek Grîșa, gazetenin zar zor ayakta kalabildiğinden yakınıyordu. Sovyet döneminin ardından devlet sübvansiyonları kesilmiş, ardından Ermenistan-Azerbaycan savaşı ve ekonomik ablukanın getirdiği yarattığı yıkıntılar kurumları zor durumda bırakmıştı. Ermenistan’daki Kürt toplumu da bu savaş ve siyasi çalkantılar içinde iç bölünmeler geçirmiş ve kurumların desteği daha da azalmıştı. Cemaat her ikisi de Kurmanci konuşan ve Ezidi inancına sahip, iki ayrı kampa ayrılmış durumda. Daha çok dini önderlerin yer aldığı bir kesim kendilerini sadece Ezidi kimliği ile ifade etmeyi tercih ediyorlar. Ayrı Radyo, ayrı gazete ve ayrı kurumları var.

Grîșayê Memê , Rêya Teze’nin Kürt dili, edebiyatı ve kültürü için taşıdığı tarihsel önemi ve o eski parlak günlerini özlemle anarken, gelecek için oldukça karamsar görünüyordu. Son derece kederli bir biçimde, artık yürütecek gücü kalmadığını ama tarihe “Rêya Teze’nin kapısına kilit vuran adam” olarak geçmek istemediğini söyledi. Her şey son derece eski ve döküntü halindeydi. Bütün külüstürlüğün içinde yeni olan tek şey Brüksel Kürt Enstitüsü’nün gönderdiği Bilgisayar, yazıcı ve tarayıcı idi. Bu tezat bana oldukça dokunaklı geldi. Derwiş Ferho’nun bu ilgi ve kadirşinaslığına yüzlerce teşekkür ettim içimden.

Kek Grîșa kitaplıktaki en eski Rêya Teze ciltlerini önüme bıraktığında, sanki bin yıllık bir tarihe dokunuyormuşum gibi hissettim kendimi. 1930’lu 40’lı yıllarda düzenli olarak yayınlanan en eski Kürtçe basılı metinlere dokunmak çok heyecan vericiydi. Bu sayfalar devrimin günlerini, Stalin dönemini, savaşları, büyük siyasi çöküntü ve yeniden kuruluşların kokusunu taşıyordu sanki. Rêya Teze’yi var eden ve oradan yetişmiş nice Kürt aydınının, aklını, el emeğini, yeteneğini getiriyordu bu günlere.

Kürt kültürünün bugünlere taşınmasında büyük bir tarihsel öneme sahip olan bu maddi manevi mirasının bu denli bir çöküntü içinde kalmasına çok üzüldüm. Oysa Kürtlerin durumu eskisine göre hiç de kötü bir yerde değil. Rêya Teze gibi onlarca kurumu ayakta tutabilecek güçleri var. Ülkede ve yurtdışında oldukça iyi durumda kurumları, medyası, yayın organları var. Buna son on yıldır Kürt Federal Yönetimi’nin kazandığı yeni olanakları dahil etmiyorum bile.

Acaba eksik olan şey yeterli duyarlılık ve dayanışma duygusunun olmaması mı? Yoksa  kurumsal dayanışma ve desteğin örgütlendirilememesi, fikri takip eksikliği mi? Her durumda elimizde olan bir çözüm gücünün kullanılamayışı, Kürt kültür dünyasının bu önemli mirası ve kurumunun yıkıntı içinde, yaşlı bir insanın yorgun omuzlarına bırakılması affedilir gibi değildir.

Ve Kek Grîșa yıllardır boğuştuğu maddi ve manevi sıkıntılara yenik düştü; Rêya Teze’nin kapısına kilit vuran adam olmadı ama yorgun bedenini kilitledi. Ani bir kalp krizi ile aramızdan ayrıldı. Haberi duyduğumda bu dramın arka planına gözlerimle tanık olduğumdan içim acıdı; hem “eyvah” ettim, hem de aklıma şu soru takıldı: Rêya  Teze şimdi ne olacak?

Bu durumla yakından ilgilendiğini bildiğim Brüksel Kürt Enstitüsü Başkanı değerli Derwiş Ferho’yla vefat haberi üzerine başsağlığı için yazıştığımda bu konudaki bilgilerini benimle paylaştı. Kendisinin affına sığınarak bu yazının ilgili bölümlerini ben de okuyucuyla paylaşmak istiyorum:

” Evet Recep Ağabey,

Riya Teze’nin sonu ne olacak bilemiyorum. Ama iyi olacağına da pek ihtimal veremiyorum. Tam dört senedir Güney Kürdistan Federe Hükümetinin Kültür Bakanlığından bu gazeteye mali yardim için uğraşıyorduk. ‘Kararın olumlu’ çıktığı söylentilerine rağmen bir türlü yardim gitmiyordu. En son gittiğimde hem şimdiki hem bir önceki kültür bakanlarının hazır bulunduğu Yazarlar festivalinde iki yüz aydının hazır bulunduğu salonda konuşmam sırasında altını çizerek isteğimizi tekrarladım. Konuşmamın konusu o olmamasına rağmen söyledim bunu. Konferanstan sonra her iki bakanın “müşavirleri” yanıma gelerek bu yardımın karara bağlandığını ve en çok bir ay için de hal olacağına söz verdiler. Bir şey görülmedi, halen bir şey yok.

Grishanin öldüğü Sabah telefonlaştık. Yataktan çıkamadığını söyledi. Doktora, eczaneye gitmesini tembihledim. Bana verdiği cevap için ağlamaklı oldum. “Beni boş ver. Bir şey yap ta gazetenin son sayılarını baskıya vereyim. Sene sonunu getirelim. Gerisini sonra düşünürüz.” Kendi sağlığını düşünmüyordu. Gazeteyi düşünüyordu.

Gazetenin kira mukavelesini 2012 ye kadar uzatmışız. Parasını da biz göndermiştik. Her üç ayda bir, imkan dahilinde masraflarını da gönderiyordum. Ve bu durum 2005’ten beri sürüyordu. Enstitünün durumunu da biliyorsunuz. İmkanlarımız artık el vermiyordu. Ve bunu hem bizim Güney Hükümetimize hem de Grisha ya tekrar tekrar söyledim. Grisha her konuşmamızda ağlamaklıydı. Gazetenin sonunu düşünemiyordu. Hatta, içinde bulunduğu daireyi de maliyen satın almak için, kira’dan kurtulmak için genel sorumlu ile görüşmüştüm. Riya Teze organizayonuna 15 000 ile 20 000 €  arası bir fiyatla ayarlayabilirdik. Grisha sevinçten uçuyordu. Ama gel gör ki bu parayı elde edemiyordum. Güneylilerle defalarca bu konuyu ve daha çok çok ayrısını konuştum. Zamanında bu ülkelerde beraber çalıştığımız çok ‘mesul’ su andaki konumlarından dolayı evet-evet demekten başka hiçi bir şey yapmadılar.  Bu da beni her şeyden çok üzdü.

Grisha’yi bu dertler ve sorunlar bitirdi. Riya Tezenin durumu. Sonunun geldiğini yavaş yavaş hissetmesi… Genç yasta ve sağlığı da yerinde idi. Inanir misiniz, her gittiğimde hem Riya Teze’ya hem aileye elimden geldiği kadar yardımda bulunurdum. O insan, her iki tarafa verilen yardımı Riya Teze için kullanırdı. Sırf bu gazete kapanmasın diye.

Ne diyeyim. İş işten geçti. Artık geç demekten başka bir şey yok.

Selamlar, saygılar.

Derwêsh” (17 Kasım 2010)

Dilerim bütün bunlara rağmen yine yapacak bir şeyler vardır.

26 Aralık 2010’da Almanya’nın Oldenburg kentinde Mala Ezidîyan’da Grîșayê Memê’yi anma toplantısı düzenlenecek. Toplantıya Şahap Dag, Derwêș Ferho, Eskerê Boyîk ve Newzad Şêxanî katılacaklar. Rêya Teze’nin tarihsel ve güncel konumu da bu toplantının ana konularından biri olacak.

Bu vesileyle emektar Kürt gazetecisi ve aydını Grîşayi Memê’yi ve sonbaharda kaybettiğimiz değerli Kürt şahsiyetlerini tekrar rahmetle anıyor, anılarının önünde saygıyla eğiliyorum.

Recep Maraşlı

05.12.2010

http://www.gelawej.net/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=3337

X
F
E
E
D

B
A
C
K